...zaman kumar masasında karşımızda oturan öteki kumarbazdır... Jose SARAMAGO (Blindness)

Sunday, November 29, 2009

45'lik


Edith Piaf - La Vie En Rose


45'lik, bir pikapın dakikada 45 devir frekansa ayarlanmasından gelirmiş..

pikapın elektriksiz versiyonu olan gramafondan dinlemek ayrıca bi keyifli olurmuş..

eski zamanlarda, eski insanların yalın ve duygu dolu yaşamlarına ayna tutmuş,

tatlı şarkıları, tatlı müzikleri saklarlarmış içlerinde.

zamanın hükmüne karşı koyamayıp eskiselerde asla yok olmayacaklarmış..


işte bu eski tatlı 45'liklerden benim en sevdiklerim;


Nur Yoldaş- Sultan-i Yegah
Semiramis Pekkan - Bana yalan Söylediler
Seyyal Taner- Sarmaş Dolaş
Jacques Brel - Ne me quite pas
Salvatore Adamo - La nuit
Salvatore Adamo - Ella
İskender Doğan- Kan ve Gül
Tanju Okan- Deniz ve Mehtap
Yasemin Kumral- Bim Bam Bom
Edith Piaf - La Foule
Edith Piaf- padam padam
Christian Adam- si tu savais combien je t'aime
Patricia Kaas- Mon Mec a Moi
Dalida - Gigi l'amoroso
Ayla Dikmen - Anlamazdın
Sibel Egemen- Yanlız Adam
Michael Fugain- Une Belle Histoire

Wednesday, November 11, 2009

W.W

Barcelona Barcelona, Cassandra's Dream, Match Point filmlerinden sonra Avrupa'ya elveda diyen yönetmen Whatever Works'le birlikte New York'a dönüyor.
Filmde,Bohem bir hayat süren müşkülpesen, çeşitli takıntıları ve psikolojik problemleri olan Boris (Larry David) karakteri üstün bir zeka ürünü olmasıyla kendine hayran bırakıyor. Sorunlu bir karakter olan Boris'le çekici ve güzel bir kız olan Melody ile yollarının keşismesi çevresinde şekilleniyor. Boris'in duygusal açlıklarını, doyumlarını; biri mantıklı diğeri akıl dışı ,biri tekdüze ve mükemmel, diğeri sıradışı belkide vasat sıfatlarıyla betimlenebilecek iki kontrast ilşkiden yolaçıkarak anlatmış. Melody'nin ailesi filmdeki yan hikayeleri oluşturuyor ve Melody'nin ebeveynlerinin kendileşmeleriyle yaşam çizgilerindeki olağanüstü sapmayı yine ikili ilişkilerde temellendirerek sunuyor.Genel olarak (Whatever Works) adında anlaşıldığı gibi yanlış uyumsuz olanın kendiliğinden yıkılıp kararlı bir hal almasını işlerken optimist bir sonuca bağlıyor kısacası su yolunu buluyor. Yinede ilişkileri bukadar basite indirgediğinden midir bilmem;bu mutu sonun stabilliğinden şüphe duyuyor insan... Ek olarak şu söylenebilir ki filmdeki diyologlar oldukça başarılı romantik komedi görüntüsünün deyatında gizlenmiş olan hayatı ve ilişkileri anlamsızlaştırma, onlara anlam yükleme, sonra anlamını tekrar yitirmesi vb. gel gitler değişimler sorgulayıcı bir yaklaşımla filmi zenginleştirmiş.
2009 Film Ekimi'nde gala filmleri arasında yer alan Woody Allen'ın son filmi olan Whatever Works tadından yenmez derecede lezzetli olmuş yönetmenin ellerine sağlık diyorum..

Sunday, November 08, 2009

a pieces of bugger sugar!

*Tarihte ilk olarak Güney Amerika yerlileri Kokaini açlığın etkisini azaltmak amacıyla koka ağacının yapraklarını yiyerek alırlardı. Kokain ana vatanı Şili Peru ve Bolivya olan koka bitkisinin yapraklarından elde edilen bir alkoloiddir.
*Avrupa'ya 1859 yılında K.Von Scherzer tarafından getirilmiştir. Fakat ünlü bilim adamı, ruhbiliminin atası, Sigmund Freud tarafından keşfedildiğini söylemek daha dogru olur. Freud kokaini ilk keşfettiğinde, bunun sihirli bir madde olduğu kanısına varmıs tıpta çığır açabileceği yanılgısına kapılmıştır. Kokainle tanıstıgı sırada depresyonda olan çalışma ve konsantrasyon güçlüğü çeken migren ve mide sancıları karsısındaki etkisine hayran kalmış bilim adamı kokaini küçük dozlarda almış ve mucizesine inanmıştır. Nişanlısı Martha'nın da küçük dozlarda almasını sağlayan Freud; bir morfinman olan en yakın arkadaşı Von Fleisch'ın tedavisinde kullanmış morfinden kurtulmasında başarılıda olmuştur.Fakat ne yazık ki bu sefer arkadaşının bir kokainman oluşunu ve ölüme gidişini gün be gün izlemek zorunda kalmıştır.
*1884 yılında bilim adamları tarafından uyuşturucu etkisi açıklanıp 1902 yılında kokain Almanya'ya ilk olarak uyuşturucu olarak sentez edilmiştir.
*Coca cola orginal olarak kokain içermekteydi ve reklamları yorgunluğu geçiren içecek olarak yapılmaktaydı.
*Ülkemizde kok, beyaz hanım, burun şekeri, toz, kar gibi değişik isimlerle anılmaktadır.

Okuribito // (bu yıl izlediklerimin en iyisi!)

Yojiro Takita imzalı bu film ülkemizde ilk olrak nisan ayında 28. İF'nde gösterilmiş olup, dün tekrar vizyonda yerini almıştır.

Modern japon sinemasının önemli bir yapıtı olurken aynı zamanda geleneksel japon filmlerindende izler taşımaktadır. Temelde ölüm temasına sahip olan filmde; moden toplum, değişim, dönüşüm, insanın varoluş sancıları, gelenekçilik, aile kavramı ana temaya bağlı kalınarak alt başlıklar halinde başarılı bir şekilde işlenmiştir.insanlığın hakkında çok az bilgi sahibi olduğu şey olan ölüme karşı olan tutumlar,yaklaşımlar, ölümün etkileri, ölüm düşüncesinin yaşama aksi, sozsuzluk olgusu..

Filmde Daigo Kobayashi, mutlu bir evliliği olan, bir çello sanatçısıdır. Çalıştığı operanın kapanması sonucunda doğup büyüdüğü kasabaya geri döner, gazetede gördüğü gidişler başlıklı iş ilanını görür ve tesadüfü bir şekilde kendisini ölü uğurlama işinde bulur. Bu son vedalarda ölüye ve ölüme eşsiz bir saygı gösterisi sergilenir, belkide bu ölümün yüceliğinden ziyade insanoğlunun yokoluş karşısındaki acizliğine düzenlenen bir törendir. Gidenlerin değilde kalanların töreni..Ölümü dışlarken, soğukluğundan ürkerken aslında ne kadar yakınımızda ne kadar içimizden bi parça olduğunu gözler önüne seriyor. Din, inanış, tören, uğurlama şekli farketmeksizin geride kalanlar için ifade ettiği şeylerin benzer oluşunu vurguluyor. Ayrıca; herşeyin varolduğun maddeye geri dönme eğilimini birazda Freud'un teorilerini akla getirerek başarılı bir şelikde izleyiciyle buluşturuyor. Doğarken eşit ve farksız olan insanın zamanda yaptığı yolculuk sırasındaki tercihleri yüzünden yargılanışının, kabul görmeyişinin, eşitliğin bozuluşunun ancak ölümle eski dengesine kavumasını trajik olaylar silsilesi halinde izleyebiliyoruz.

felsefesi, işlenişi, oyunculukları, müzikleri vs. hepsine benden 10 puan!