...zaman kumar masasında karşımızda oturan öteki kumarbazdır... Jose SARAMAGO (Blindness)

Tuesday, December 27, 2011

pornografik

işten erken çıktım. saat öğleden sonra 3 sıraları. güneşli ama soğuk bu kış günü, güneşi batmadan yakalayabildiğim için şanslı sayıyorum kendimi. biryandan da kafamı trenin camına dayamış trenin hareket etmesini bekliyorum. yeni trenler son derece konforlu, Haydarpaşa bugün biraz teknolojik her zaman ki kadar nostaljik...

tren hareket etti. rahat seyehatin keyfini sürerken bir yandanda ses yalıtımını nasıl yapmışlar acaba diye düşünüyordum. üniversiteli iki öğrencinin sesini duyar gibi oldum.
-"Haydarpaşa otel olsun bence" diyordu birisi.
-"evet çok güzel olur. Dolmabahçe de olmalı bence zaten gidip bakıp geri dönüyoruz." diye cevapladı.

kafamı çevirip baktığımda tek gördüğüm ırzına geçilmiş iki beyinin inlemeleriydi.

Thursday, September 22, 2011

Sözcükler

Çok parlak fikirler kağıt üzerinde o kadar ışıltılı durmayabildiği gibi sıradan bir duygu yada düşünce bir üstadın kaleminde etkileyici bir biçim alabilir. Yazının kalitesinde yazar/şairin ustalığı, cambazlığı, kelimelere ne derece hakim olduğu kadar önemli olan bir diğer unsurda dilin zenginliğidir. Biliriz ki dil yeterince sözcüğe sahip değilse ifade güçleşir, eserlerin tadı azalır, bir kelimenin taşıdığı anlam yükü artar, yanlış anlaşılmalar başlayabilir, vurgular önem kazanır, yazışmalarla ifade edilmek istenen ifade edilemez olabilir...

Aksi yönden yaklaştığımız da az bilinen bir gerçekte dilin düşüncelerimiz üzerinde ki etkisidir. Sözcüklerin yok olmasıyle düşünceler ve düşünebilme yetisi hasar görür. 1984 romanında (George Orwell); insanların beyinleri yıkanırken ve hayatları manipule edilirken bunun dile müdahele edilerek yapılması bu duruma örnek gösterilebilir.

bir kaç eski türkçe kelime bu anlamda işimize yarayabilir...


adat-ı cariye: yaşayan sosyal kurallar
adem-i müsavat: eşitsizlik
alemet-i farika:marka
bedia:estetik değeri yüksek sanat eseri
belagat:ikna etme sanatı
dibace:başlangıç
dermiyan:ortada
ebrar:iyiler
halaskar:kurtarıcı
hasanet:bir binanın ve yapının sağlamlığı
hasılı kelam:sözün özeti
dilara:gönül almak
istihlak:tüketme
izafet:iki şey arasındaki alaka
karine:ipucu
kesafet:sıkılık,tokluk,yogunluk,saydam olmama

Wednesday, June 22, 2011

Paylaşı // PSİKEART

Her sayısında tek bir konuyu ele alan, bu konuyu farklı görüş, düşünüş ve bakış açılarıyla yorumlayan pek çok yazarın yer aldığı Psikeart dergisini bende kısa zaman önce keşfettim. Adından da anlaşılacağı gibi çoğunlukla psikolojik bazen de sosyolojik çok başarılı yazıların bulunduğu derginin bir diğer güzel özelliğide diğer pek çok dergide olduğu gibi her sayfa ardışığından bir reklam gelmiyor; bunun yerine yazıları aydınlatan, oldukça yüksek estetik ve sanatsal değere sahip görseller süslüyor.

Derginin geçtiğimiz sayısının (Mayıs-Haziran/2011) konusu "Tükenmişlik Sendromu" idi. Günümüz liberal yaşamının insanlar, bilhassa çalışanlar üzerinde ki etkileriyle ortaya çıkmış bu sendromla ilgili merak gidermek mümkün. Tabiki konu bu kadar güncel olduğundan ve hepimizi ilgilendirdiğinden kuşkusuz yeni bir farkındalık noktası yakalamamıza yardımcı oluyor.

Figen Şakacı'nın Tükenirken tükettiklerimizin altını çizen yazısından bir kuplecik alıntı yapmadan geçemiyeceğim;

"
  • Biz buralara geldiğimizde herkes suspustu, biz en çok sözcükleri tükettik. En doğal hakkımızdı, tepe tepe kullandık. Sonra yorulduk, müdüriyete başvurduk. Müdür de yoktu, özel kalemi silgisini kemirirken bulduk.
  • Biz burada yoğ iken, yollar aşınmamamış, arı burnumuza, cop kıçımıza kaçmamıştı... Geldik, gördük ve mal gibi baktık diye suç bizim mi?
(......)
  • Her şeyin bir dibi vardı, bizatihi yerinde inceledik. Şişenin, aşkın, sarhoşluğun dibiydi o... O ş'leri kimler çaldı?
  • Çat kapı gelmeler-gitmeler vardı. Her daim birbirine hazır olanların eline kim verdi o ajandaları, kim soktu o ajanları evlerimize?
(......)

  • Ben sana demiştim'ler yokken daha, ne güzel söyledin usta'lar vardı... İnce bir sazla ince bir sözle dokunmalar sonra... Gece olunca yanına kıvrılma'ları kim aldı lan aramızdan?
(......)

  • Her köşe başında durup selamlaşmaları, hoş-beşleri, boş-geçleri yol değiştirmelerle kim takas etti, kim verecek şimdi bize o içten gülümsemeleri?
"

Devamını ve dergide ki diğer yazıları şiddetle tavsiye ederim.
KEYİFLİ okumalar!

Tuesday, June 07, 2011

Left Brained or Right Brained?

Dışarıdan dikkatsiz bir bakış insan vücudu için muazzam bir simetriden söz edebilir. Fakat biraz detaylı baktığımız zaman ne iç organlarımız ne iskelet kas sistemimiz için böyle kusursuz bir simetri söz konusu değildir. Bedensel egzersiz yapan insanlar aynı görevi yürüten kasların sağ yada sol taraflardan birinin daha iyi çalıştığını çok kolay gözlemleyebilirler. Yada bayanlar makyaj yaparken yüzün iki yarısının özelliklede kaşların asimetrisini farkedebilirler.

m vücutta hakim olan bu asimetri beyinde de mevcuttur. Bugün bilimadamları beyinin sağ ve sol yarımkürelerinin yönetimsel anlamda farklı görevler üstlendiklerini ortaya koymuşlardır.

Konuşma ve duygudurum merkezi olması açısından sol beyin önemli görevleri üstlenmişken, sağ beyin de mühendislik nitelikleri ön plana çıkıyormuş. Bilgiyi şekil ve hayal gücü ile işleme konusu sağ beyinin görevlerindenmiş. Estetik zeka için gerekli olan sağ beyine mimar ve mühendislik gibi mesleklerde daha çok ihtiyaç duyuluyormuş. Aynı şekilde müzik icra eden, enstrüman çalan müzisyenlerde, ressamlarda ve şairlerde kısacası sanata yatkın kimselerde sağ beyin ön plandaymış.

Ayrıca beynin bu iki yarım küresi arasında, korpus kallosum adı verilen sinir liflerinin oluşturduğu bir köprü varmış. Bu köprü iki yarımküre arasında ki bilgi alış verişini iletişimi sağlamaya yarıyormuş. Korpus kallosumun gelişmişlik düzeyi kişinin beynini kullanma kapasitesini etkiliyormuş. Bu köprü ne kadar gelişmiş ise kişi beynini o kadar iyi kullanıyor, yeteneklerini o kadar iyi sergiliyormuş. Aksi taktirde beynin hangi yarımküresi daha baskın ise kişide o yarımkürenin görevi olan karakteristikleri baskın oluyormuş.


Her iki yarım küreyi iyi kullanan insanların liderlik özellikleri gelişmiş olurken, sağ ve sol yarım küreyi kullanma becerilerine göre uygun meslekler değişiyormuş. Mesela konuşma yetisi gelişmiş olacağından sol yarımküreyi baskın kullanan bir kimse için avukatlık uygun olurken, sanatsal ve geometrik becerileri gelişmiş olacağından sağ yarımküreyi baskın kullanan bir kimse için mimarlık ideal olabiliyormuş.

Günümüzün çok populer yönetim bilimlerine baktığımız zaman ise; marketing alanında beynin görsel, sezgisel ve holistik olan sağ, management alanında ise verbal, analitik ve mantıksal olan beynin sol yarımküresinin yetenekleri ön plana çıkıyormuş...

Kafanızın içinde neler döndüğünü merak ettiniz değil mi? >>> buyrun bu taraftan (QUIZ)

Tuesday, May 24, 2011

Dunning Kruger Sendromu

1999 yılında Cornel Universitesi'de görevli iki psikolog Justin Kruger ve David Dunning tarafından ortaya konulan çalışmada yetkinlik ve özgüven arasında negatif bir korelasyon olduğu saptanmıştır.


Literatüre Dunning-Kruger Effect olarak geçen bu çalışmaya göre; bilgi düzeyi ve yetkinlikleri noksan kişilerin farkındalıklarıda aynı ölçüde noksandır. Buna karşın özgüvenleri tamdır. Yani cehalletten doğan bir özgüven söz konusudur.

İki psikolog okuduğunu anlama, araç kullanma ve tenis oynama gibi farklı alanlarda yapmış oldukları çalışmalar sonucunda aşağıdaki bulgulara ulaşılmıştır;

*Niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin derecesinin farkında olamazlar,
*Mevcut yeteneklerini abartma eğilimindedirler,
*Diğer insanların yeteneklerini ve zekalarını farkedemezler,
*Eğer niteliksizlikleri bir eğitimle giderilirse, niteliksizliklerine olan farkındalıkları artar ve aşırı özgüvenleri azalır.

Bunlarının kökeninde yatan neden ise bilmeyen insanın neyi bilmediğini henüz bilmiyor olmasıdır. Farkındalık yaratan öğrenmektir. Aslında öğrenilen her bilgi bir nevi kişinin daha önce bilmediği bir bilginin farkına varmasıdır. Bunun bir sonucu olarak kifayet kazanmak insanı tevazu sahibi yapar.

Ünlü bilim adamı Charles Darwin'in de "Ignorance more frequently begets confidence than does knowledge" şeklinde ifade ettiği halk arasında "cahil cesareti" olarak bilinen ukalalığın bilimsel açıklaması böyledir.

Tuesday, May 10, 2011

Dokunma

Engellemek, ket vurmak, durdurmak, mani olmak...

Okuluma dokunma, sınavıma dokunma, puanıma dokunma, kafamda ki örtüye dokunma, içtiğim biraya dokunma, izlediğim diziye dokunma, şarabıma dokunma, sigarama dokunma... Derken yasakların ucu herbirimize bir taraftan dokunur.

Orama burama dokunma silsilesinin son halkası olan internetime dokunma büyük yankı uyandırdır. Neyse ki yetkililerden dinlenen bir açıklamaya göre bu dokunmanın opsiyonlu bir dokunma oluduğu öğrenilir; yani isteyeninkine dokunup, istemeyeninkine dokunmayacaklarmış. Lakin bugün sana dokunmamı istiyomusun diye soran zihniyet yarın bu nezaketi göstermeyebilir. Öyle cart diye gelip internetine, bloguna, seslisozlukune, telefonuna, konuşmalarına, içkine hatta düşüncelerine falan dokunabilir, dün olduğu gibi...

Yasaklar dörtbiryanımızı sarmış, bizler harap ve bithap düşmüş olabiliriz. İşte bu ahval ve şerait içinde dahi kendimizi dokunaklı bir tablonun yegane mağdurları hissetmeyelim!

Alemin diğer köşelerinden akıl almaz yasaklar listesi:

* Singapur'da yerlere tükürmek, sakız çiğnemek ve sifonu çekmemek gibi yasakların birde $10'ı aşkın para cezaları varmış..

*İsviçre'de gece 22'den sonra sifonu çekmek, Kanada'da yağmur yağaren çimleri sulamak, İskoçyada'da pazar günleri balık tutmak yasakmış..

*İtalya'da güvercin beslemek yasakken ülkede etek giyen erkeklerin tutuklanması söz konusuymuş ve Fransa'da Demiryolunda öpüşmek domuzlarada napolyon adını vermek yasakmış..

buyurun ABD'den

*İndiana eyaletinde maymunlara sigara içirilmesi ve tiyatroya gitmeden 4 saat önce sarmısak yemek LosAngeles'ta sanık sandalyesinde SanFransisco'da kilisede günah çıkarırken ağlamak yasakmış

*Pennsylvania’da buzdolabının kapısı açıkken önünde uyumak, banyoda şarkı söylemek yasaklanmış. Eyalette evlilik töreni sırasında damat veya gelin sarhoş ise tören iptal edilmek zorundaymış. New Jersey’de çorbayı höpürdeterek içmekte yasaklar listesine girmiş.

*Böcekler dahil hiç bir canlının öldürülmesine izin verilmeyen Arkansas eyaletinde kocanın karısını ayda bir dövmesi normal karşılanırken, birden fazla dövmesi yasaklanmış durumdaymış.


Kimi mantığa kimi insanlığa aykırı bunlar gibi daha pekçok yasaklar, yasal düzenmeler mevcuttur. Bunları bizler ürettik. Doğumumuzdan itibaren medeni forma girmeye güdüleniriz ve bir yanımız hep hayvan kaldığından yasaklar zaman zaman gereklidir. Tuhaftır ki benzer bir biçimde yasakların fazlası yine insana özgü düşünebilme yetisine ve rasyonelliğe zarar verir.

Böyle de hassas bir mevzu...

Sunday, February 20, 2011

Paper Based vs Digital


Bugün, teknoloji, sanal alem ve dijital dünya üzerine dönen tartışmalara aldırmaksızın hızla ilerlemekte. Hayatımızda şu son 10 yılda gerçekleşen teknolojik devrim kimilerimizi tedirgin etse de 7den 77ye hepimiz bir şekilde adapte olup ayak uydurmaktayız.

Durum böyle olunca teknolojiyle iletişim yöntemlerimiz de evrilmiştir. Geçmişte duygu ve düşüncelerimizi kağıt ile iletirken bugün bunun yerini dijital araçlar almaya başlamıştır. Acaba kağıda elveda demenin zamanı gelmiş olabilir mi? Pazarlama camiası için oldukça önem taşıyan bu soruya ünlü Branding ajansı Millward Brown cevap aramıştır.

Yapılan çalışmada paper based ve dijital pazarlamanın etkilerini karşılaştırmak için fMRI cihazı ile insanların beyinleri görüntülenmiştir. 20 deneğin kullanıldığı araştırmada bazı görseller ve reklamlar hem basılı olarak hemde ekran üzerinde deneklere göterilmiş beyinlerindeki aktivite incelenmiştir. Sonuç olarak, paper based reklamlara karşı beyinde daha duygusal bir süreç gözlenmiş ve daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Kullanım alanlarına göre değişik avatajlar içeren bu iki yöntemin tabiki birbirine ikame edilemeyen üstün özellikleri vardır; fakat basılı iletişimin önemini ilerleyen teknolji nedeniyle göz ardı etmemek gerekmektedir.

Tuesday, February 15, 2011

Yaşam Stilleri

Tüm sosyal bilimler olduğu gibi insan faktörü marketing biliminin de temel öğesidir. Günümüz piyasasında artan rekabet koşulları nedeniyle bu öğe gitgide önem kazanmaktadır. Pazar araştırmaları önceleri; focus grup çalışmaları, anketler gibi bilinci ölçümlerken bugün bunun yanısıra neuromarketing bilimiyle duygularımızı da ölçümlemektedir. Cüzdanlarımızı renklendirirken bize özel onlarca promosyon sunan loyalty cardlar tabiki hangi üründen, hangi saatte ne kadar satın aldığımızı gözlemlemek yaşamımız hakkında daha detaylı bilgi elde etmek içindir.





Satın alma davranışı büyük ölçüde psikolojik bir süreçtir. Sosyal ve kişisel etkilerin başlıca önemli olduğu bu kararları anlayabilmek için tüketici farklı faktörler ışığında sınıflandırılır. Motivasyon, davranış ve tutumlar, medeni durum, meslek, sosyal sınıf, kişilik ve yaşam stili gibi pek çok klasifikasyon dalı mevcuttur.





Kuşkusuz pazarlamacılar için bunların en populerlerinden biri yaşam tarzıdır. Kişilik ve değerler ışığında şekillenen kişinin sergilemiş olduğu sosyal ilişkiler, giyinme, birikim, eğlenme gibi davranışların bütünüdür yaşam stili. Müşterileri gruplarını inançlarına, aktivitelerine, değerlerine ve demografik özelliklerine göre analiz eder. Young & Rubicam reklam ajansının incelemesine göre Avrupa ve Amerika'da 7 ana yaşam stili belirlenmiş. Bunlara şöyle bir göz atacak olursak;


**
The Mainstreamers: En geniş gruptur. Aile odaklı, inançlı, tedbirli ve geleneklere uygun davranırlar. Spor müsabakalarını izlemek, bahçe bakımı gündelik başlıca aktiviteleri arasındadır. Satın alma davranışlarına baktığımız da; sürekli, marka sadakati yüksek kimselerdir.

The Aspirers: Bu grubun üyeleri mutsuz, şüpheci ve hırslı kimselerdir. Trend sporları yapar, magazin okur ve modayı takip ederler. Dürtüsel harcama yaparlar dikkat çekici ürünlerle ilgilenirler.

The Succeeders: Bu gruba bağlı olanlar; mutlu, kendinden emin, çalışkan kimseler ve liderlerdir. Günlük aktiviteleri arasında; seyahat etmek, spor yapmak, denize açılmak ve yemeğe çıkmak yeralır. Satınalma kararları kalite, statü ve lüx kriterleri çevresinde şekillenir.

The Transitionals: Grup; liberal, asi, kendi kendini ifade edebilen ve sezgisel kimselerden meydana gelir. Geleneklere uymayan müzik zevkine sahiptirler. Seyahat etmek, film izlemek, yemek yapmaktan keyif alırlar, sanatla ilgilenirler. Düşünmeden harcama yaparlar, kişiye özel ürünler bu grup üyeleri içindir.

The Reformers: Bu gruba bağlı olanlar, özgüvenli ve karmaşık, değişik ilgi alanlarına sahip ve çözüm odaklı kimselerdir. Kültürel haberleri okumaktan, zeka oyunlarından ve eğitsel programlardan hoşlanırlar. Geniş bir yelpazede zevklere sahiptirler, doğal yiyecekler otantizm ve ekoloji belli başlı ilgi alanlarıdır.

Struggling Poor: Bu tip yaşam tarzına sahip kimseler mutsuz, şüpheci ve dışlanmışlık hissi taşırlar. Müzik dinler, spor yapar ve TV izlerler. Satın alma davranışları fiyat tabanlı olup anlık memnuniyet peşindedirler.

Resigned Poor: Bu insanlar mutsuz, izole ve güvensizdirler. Günlük aktivitelerinin başında TV izlemek yer alır. Alış-verişleri fiyat temellidir ve ürünün sigortalı olmasını gözetirler.




**translated from: Foundations of Marketing (written by David JOBBER and John FAHY)

Tuesday, January 25, 2011

Mr. Nobody



Jaco van Dormael'in yönetmiş olduğu film geçtiğimiz yıl İstanbul Film Festivalinde gösterilmişti. Burada olmadığım için kaçırdığım filmi henüz izleyebildim. Son olarak geçtiğimiz ay People's Choice Award for Best European Film ödülünü alan film önceki sene, Sitges'de Best Make Up, Stockholm'da Best Cinematography ödüllerine layık görülmüş.



Konusu bakımından daha önce izlemiş olduğumuz "Run Lola Run", "Sliding Doors", "Eternal Sunshine of the Spotless Mind", "Donnie Darko" gibi filmlerden izler taşıyan film; kader, tanrı, olasılıklar, kelebek etkisi, quantum fiziği gibi pek çok konuyu karmaşık bir biçimde ortaya koyan fantastik bir bilim kurgu...
Oldukça bilimsel olduğu için izleyicilerin kafasında "acaba tüm bunlar tutarlı mı?" ve "bir bütünlük oluşturuyor mu?" gibi sorular doğabilir, ama doğmasın çünkü film 3 farklı üniversiteden profesörler eşliğinde çekilmiş.

Karmaşık olmasına rağmen, başarılı bir biçimde işlendiğinden dikkatim hiç dağılmadan, büyük bir ilgiyle izledim filmi; oldukça güzel sountracklere ve quotation yapabilceğiniz onlarca güzel cümleye sahip.




Benim en hoşuma gidenlerden bazıları;

"Each of these lives is the right one! Every path is the right path. Everything could have been everything else and it will have just as much meaning."

"Before he was unable to make a choice because he didn't know what would happen. Now that he knows what will happen, he is unable to make a choice. In chess, it's called Zugzwang... when the only viable move is not to move."

"They say if you slow your breathing, time slows down. The Hindus says so. "

Bunlarda playlistinizde yer almıyorsa hiç vakit kaybetmeden indirmenizi önerdiğim Sountrackleri; *

buddy holly – everyday
erik satie – je te veux
erik satie – lent et grave
eurythmics – sweet dreams
gob – mister sandman
wallace collection – daydream
nena – 99 red baloons
erik satie – gnossienne no. 3
gabriel faure – pavane op. 50
hans zimmer – god yu tekkem laef blong mi
the chordettes – mister sandman
the pixies – where is my mind
otis redding – for your precious love
pierre van dormael – mr nobody
pierre van dormael – undercover
nena – 99 luftballons (bonus track)



"The smoke comes out the daddy's cigarette but it never goes back. We can't turn back time, that's why it is so hard to decide. We have to make the right choice. Until we don't choose - EVERYTHING remains possible."







Thursday, January 13, 2011

Antik 1 Hüzün

Devlet bir organizma gibidir. Hatta insan vücuduna benzetebiliriz. Organlar farklı kökenden gelirler... Onlarca farklı organ başka başka görevlerle birarada bulunur. Bunları birarada tutan bir iskelet kas sistemi vardır, toplumların tarihleriyle özdeşleştirilebilir. Kan o toplumun dili gibidir, organların birbirleri arasında ki iletişimlerini, alışverişlerini sağlar. Nefes ekonomisidir toplumun.Observ edilen oksijen eşit olarak dağılır her hücreye, ve (işgücü)karbondoksiti beraberce atarlar dışarı. Hormonlar kültürüdür o toplumun. Başka başka bezlerden salgılanır, farklı organlara aittir ama tüm vücut üzerinde etkilidir(Ben antepli değilim baklava yemem abi diyen birini duydunuz mu hiç?) Fakat biyoloji dersinden de bildiğimiz gibi tüm bu homeostasik dengenin başladığı yer beyin yani hipofiz bezidir. Vücutta yönetim görevini üstlenen beyin toplumda da kuşkusuz yönetenlerdir. E haliyle beyin bu görevini yerine getiremiyorsa hastalıklar başlar. Hatta beyin bu bütünleştirme görevini terketmiş aksine kökeninizi bulun geri dönün ayrışın ayrılın gibi komutlar veriyorsa biz ona kafadan sakat deriz. Sözüm meclisten dışarı mı içerimi bilmem ama vatandaşları çerkez, laz, ermeni, kürt, türk, alevi, sunni, musevi, ortodoks diye sınıflandırmak çağın oldukça gerisinde bir davranıştır. Hak ve özgürlükler dengesini sağlayamamış olmak ise beceriksizliktir.

Sefarad'ların medeniyetler beşiği Anadolu'ya gelişleri 1492'ye dayanır. İbrani'ce de İspanya anlamına gelen, İspanya'da yaşayan Yahudi'ler İspanyol ve Potekiz engizisyonundan kaçarken, Bayezid onlara Anadolu'nun kapılarını açar ve bu insanların 300.000 kadarı bu topraklara yerleşir. Konuştukları dil İspanyol'ca ve İbranice'den doğan Ladino'dur. Tarih boyunca farklı kültürlerle etkileşim halinde olan bu toplumun biraz hüzünlü biraz da neşeli benim zevkime oldukça hitabeden hakulade bir müzik türü vardır. Aslında çok aşina olduğumuz bu müzik türünün tarihini öğrenmem Sefarad grubuyla başlar. Daha sonra tesadüfen Janet&Jak Esim çiftiyle tanışmam beni bu müzik türüne daha da yaklaştırmıştır. Günümüzün bir mekanik, biraz otomatik dünyasına dünden gelen bu müzikle farklı bir renk ve ruh katmanızı tavsiye ederim.

benim sevdiklerim;

Janet & Jak Esim - "Anoche me sonyava yo" ******
Sefarad - Ne Farkeder
Las Estreyas - Consuelo Luz
Klezroym - Canzone dell'amor perduto
Janet Jak Esim - Me Siento Alegre
Janet Jak Esim - Un Espanyol Me Ama
Yasmin levy - Naci En Alamo
Sefarad - Kız sen İstanbulun neresindensin?



Tabiki sefaradların mutfak kültürüne değinmeden geçemicem,

ARMİ DE TOMAT (Domates yahnisi) yaz aylarında ziyafet sofralarını süsleyen tavuk suyuyla pişen bu yahninin çok lezzetli olduğu söyleniyor...

KURABİYE DE PESAH (Pesah Kurabiyesi) Hamursuz bayramlarında kahve veya çay kurabiyesiz geçiştirilemezmiş...

ALBONDİGAS DE PRASA (Pırasa köftesi) Yumurta ile kızartılmış kıymalısına da, fırından çıkan peynirlisinin de tadına doyulmazmış...

bunlar benim merak edip en kısa sürede tatmak istediklerimden birkaçı,
Upps! tabiki canı çekenler için adresler:

ENGİNAR CAFE (Şah Kapısı sok. 4/A Kuledibi)
VENTA DEL TORO Restoran (Galipdede cad. No.145 Kuledibi).



*bunlarla yetinemeyip kaybolmaya yüz tutmuş bu lezzetleri keşfetmek istiyorsanız; Gözlem kitaptan çıkmış olan İzmir Sefarad Mutfağı isimli bir yemek tarifleri kitabı mevcutmuş.