...zaman kumar masasında karşımızda oturan öteki kumarbazdır... Jose SARAMAGO (Blindness)

Sunday, December 26, 2010

Frida ile veda

Kasım Aralık aylarını çok severim fakat bu yıl beni hayali sükut ettiler. 4 gözle beklediğim karakış bir türlü gelmek bilmedi. Lahana gibi giyinme, rengarenk atkı, eldiven takma, kar yağarken pencere kenarında sıcak çikolata içme ve tabiki istiklalde kestane yeme gibi ritüellerin hiçbirini çok hissederek gerçekleştiremedim. Neyse ki tam umutlarımın hepsini yeni yıla bağlayacakken Aralık'ın bitişi mutlu bir haberle geldi.

Ünlü ressam Frida Kahlo ve eşi Diego Rivera'nın yapıtları uzun bir süre Pera Müzesini süsleyeceklermiş.Frida Kahlo ile ilk tanışmamız trajik ve etkileyici biyografisinin film versiyonu olan Frida'ya dayanır. Bir sanatçının yaşamını az biraz bilmenin yapıtlarını anlamak için önemli bir ipucu olduğunu düşünürüm, sizde benim gibi sanat gurusu değil sadece bir sanat severseniz bu yazı sergi geziniz süresince kafanızın üstünde minik bir bulutun içinden size eşlik edicek.

6 Temmuz 1907 de Meksika'da Macar asıllı yahudi Wilhelm Kahlo ve kızılderili Matilde Calderon Gonzales'in 4 kızından üçüncüsü olarak dünyaya gelen Frida'nın dramlarla dolu bir yaşamı vardır. 6 yaşında geçirmiş olduğu çocuk felci sonrasında babası 9 ay boyunca onunla yakından ilgilenmiştir. Hastalık nedeniyle bir bacağı zayıf kalıp "tahta bacak Frida" diye anılsa da günlüğünde mutlu ve çok güzel bir çocukluk geçirdiğini dile getiren Frida, babasını hep çok sevmiştir. Hastada olsa kendisinin çok çalışkan ve şefkatli en önemlisi tüm sorunları karşısında anlayışlı olduğunu söylemiştir. Hakkında çok karmaşık duygular beslediği annesini ise; nazik, canlı ve zeki fakat aşırı dindar ve zalim olarak nitelemiştir.

Gençkızlığında, dönemin en iyi eğitimin verildiği Ulusal Hazırlık okuluna gönderilen Frida, burada felsefe ve edebiyata yönelmiş. Birgün okuldan dönerken, erkek arkadaşı Alejandro Gomez Arias ile birlikte içinde yer aldığı otobüsün bir trenle çarpıması sonucu, ağır bir trafik kazası geçirdiğinde henüz 19 yaşındaymış. Bundan sonra ki bütün yaşamını hastaneler ve doktorlar arasında geçirmiş 32 defa ameliyat olmuş ve omuriliğindeki ağrı onu bırakmamıştır. Kazadan bir ay sonra hastaneden çıkan Kahlo, ailesinin teşviki ile sıkıntı ve acıdan kaçmak için resim yapmaya başlamış. Yatağının tavanındaki aynaya bakarak oto-portreler yapmış. Ancak 3 yıl sonra henüz yürüyebildiğinde dönemin sanat ve politika çevrelerine yakınlaşmaya başlayıp, Meksika Komünist Partisine üye olmuştur. Aynı dönemde bir gün, Meksikalı Michalangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera'yı görmeye ve resimlerini göstermeye gitmiş. Bu görüşme, bir ömür boyu sürecek olan tutkunun, ihanetin, aşkın ve ihtirasın bir ömür hakim olduğu bir ilişkiye dönüşmüş.



1929 yılında evlenenmişler ve Frida evliliğinin ilk yıllarında hamile kalmış, sağlık sorunları nedeniyle bebeğini taşıyamamış onu aldırmak zorunda kalmış.Başına gelen kötü olaylar bununla da bitmemiş neyazık ki Diego'nun, küçük kız kardeşlerinden biriyle ilişkisi olduğunu öğrenmiş. Hayatının sonraki yıllarında, başından iki düşük vakası daha geçmiş ve Diego'nun, başkalarıyla da ilişkisi olduğunu öğrendiğinde, 1 sene içinde boşanıp yeniden evlenmişler.


(Frida'nın Günlüğünden)


Diego'ya

"Başlangıç Diego ... Yapıcı Diego ... Çocuğum Diego
Ressam Diego ... Babam Diego ... Oğlum Diego
Sevgilim Diego ... Kocam Diego
Dostum Diego ... Anam Diego
Ben Diego
Evren Diego"

Ölmeden Önce

"Farill – Glusker – Parres ve doktor Enrique Palomera
Sanchez Palomera
doktorlar sağolsun
Hemşilere de teşekkürler, sedye taşıyıcılarından,
temizlikçi kadınlara ve British Hastanesi’ndeki hizmetkârlara kadar
Doktor Vargas’a, Navarro’ya, Doktor Polo’ya
ve benim dayanma gücüme teşekkürler
Umarım ayrılmak eğlencelidir – ve umarım
bir daha dönmem - "


--------------------------------------------------



Kaza sonucunda parçalanan rahminin, çok istediği çocuk sahibi olmasını engellemesine ve çektiği korkunç fiziksel acılara rağmen Frida, hayat dolu bir kadınmış. Bohem yaşayıp, çılgın giyinip, çılgın partiler düzenler, bol içki içip, açık saçık fıkralar anlatarak insanları güldürmüş. Acılarını unutmak için var gücüyle resim yapan Frida, yalnız ülkesinde değil, Amerika ve Fransa’da da sergiler açmış. 1938 yılında New York’ta açtığı sergi, ona büyük ün getirmiş. 1939'daki Paris sergisi ile büyük üne kavuşmuş. 1953 yılında Mexico City’de açtığı kişisel sergisine gitmesine doktoru izin vermemasine rağmen gitmiş ve davetliler galeriye geldikten sonra sirenler eşliğinde, ambulansla gelen Frida sergi salonunun ortasına yerleştirilen yatağın içinde şarkılar söyleyip şakalaşarak, herkesi etrafına toplamış, büyük ilgi görmüş. 13 temmuz 1954 yılında akciğer embolisi teşhisiyle öldüğünde, intihar ettiğini düşündüren yukarıda ki 2. günlük yazısını yazmıştır. Resimlerinde sembollerin önemli bir yer tutmasına ve hayal ürünü olmalarına rağmen ne bir sembolist ne de bir sürrealist olarak değerlendirilmek istememiştir, çünkü Frida'ya göre o yanlızca kendi gerçeğini resmetmiştir. Dogmalara ve kalıplara karşı doğası, isminin anlamı gibi özgür kişiliği onun sanatını da sınıflandırılamaz kılmıştır. Pablo Picasso'nun " biz onun gibi insan yüzleri çizmeyi bilmiyoruz" dediği sanatçının 70 eserinin 50 si bugün büyük hayranı olan Madonna'ya aittir.

Yılın son yazısında derin bir kişiliği ve sanatı yüzeysel bir biçimde anlatmaya çalıştım. Hiçte hesapta yoktu. hiçte hesapta olmayan pekçok şey yaptım bu sene. Hesaplanmamış mutluluklar, hayal kırıklıkları, hesaplanmamış neşe ve hesaplanmamış bilgilerle kapatıyorum yılı. Kapatıyorum diyorum ama hesaplamadığım birşeyler olabilir hala, daha 4 gün var. Geçmiş yıldan üzerinize yapışıp kalmış tüm kötü duygulardan ve anılardan sıyrılmanız için son 4 gün... Yeni yılın hesaplayamayacağınız kadar güzel süprizlerle geçmesini ve tüm 1 sene boyunca karnınızın sayamayacağınız kadar çok kelebekle dolu olmasını diliyorum...

(şu iğrenç espriyide yapayım)"
seneye görüşürüz.." :)
çav bella !!

*20 Mart 2011 tarihine kadar Sergilenecek olan eserleri Pera Müzesinde ziyaret edebilirsiniz..

İlgili linkler,

Frida Kahlo Website

Pera Müzesi



Tuesday, December 07, 2010

Uyku

Aslında herşey gördüğüm siyah-beyaz bir rüyayla başladı, bilim adamlarının uyku ve rüyalar konusunda büyük gelişmeler kaydettiklerinden kısa bir zaman önce benim de haberim yoktu ve tabiki yaşamımızın neredeyse üçte birini kapsayan bu eylemin hala büyük ölçüde gizemini koruduğundan da...


Gündüz görevini tamamlayıp nöbetini geceye devrettiğinde, biz memelilerin bedeninde de bir takım kimyasal reaksiyonlar gerçekleşiyor, bazı hormonlar salgılanıyor ve çeşitli elektromanyetik dalgalar yayılıyor . İlginç tarafı, tüm bunlar sadece günün belli saatlerinde özel bir rutin içerisinde gerçekleşiyor.


Biyolojik faaliyetlerimizin yavaşladığı bu bazal metabolizma durumunda beynimiz çalışmaya devam ettiği için rüya görüyormuşuz. Aslında bütün bir gece boyunca rüya görmeyip, yüzeysel uyku durumunda rüya görüyoruz buda REM (rapid eye movement) adı verilen gece boyunca değişik periyodlarla tekrarlanan ve süresi çok uzun olmayan uyku fazında gerçekleşiyor. REM fazının uzunluğu yaşa göre belirgin farklılık gösterirken, kişiden kişiyede bazı farklılıklar gözlenebiliyormuş.

Bu fazda bilinenin aksine derin değil yüzeysel bir uyku uyuyormuşuz. Beynin elektriksel aktiviteleri uyanık halimizle benzerlik gösterip alfa ve beta dalgaları yayıyormuş. Göz kaslarımız hızlı bir biçimde hareket edebilirken, beyinden salgılanan nörotransmiterler ve hormonlar sayesinde iskelet kaslarımız geçici bir felç yaşıyormuş. Bunların dışında; kan basıncı nabız ve soluk alıp-verme hızlanıyor her iki cinste de birkaç dakikalık cinsel uyarılmışlık hali gözleniyormuş. Ayrıca sıksık gördüğümüz fantastik gerçekte mümkün olmayan rüyaların nedeni ise uykumuz sırasında beynin frontal bölge denilen mantıksal işleyişten sorumlu bölgesinin pasif durumda olmasıymış.


Bilim uykunun ve rüyanın kimyasını önemli ölçüde çözmüş istatistiklere dökmüş hatta elektriksel değişimleri detaylı bir biçimde açıklamış ve çeşitli ilişkiler kurmuştur. Uykunun psikolojiyle de arasında sıkı bir ilişki olduğu bugün su götürmez bir gerçektir. Bu konuyla ilgili olarak; Uyku Danışma ve Değerlendirme Servisinin başkanı Profesör Chris Idzikowski'nin açıklamasına göre; yaygın 6 uyku pozisyonuyla belirgin kişilik tipleri arasında şöyle bir bağlantı olduğu saptanmış:


Fetüs Pozisyonu (%41): Cenin şeklinde kıvrılarak uyuyan insanlar, sert bir dış görünüşe sahip olmalarına rağmen hassas kalplilermiş. İlk görüşte utangaç bir imaj çizen bu insanlar zamanla rahatlarlarmış. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha sık rastlanan bu uyku pozisyonu her 100 kişiden 41 inde görülen en yaygın pozisyonmuş.

Dik Pozisyon (%15): kollarını iki yana uzatıp dik bir şekilde uyuyan insanlar babacan, sosyal kalabalık içinde rahat, diğerlerine kolayca güvenen insanlarmış. Fakat zaman zaman kandırılabilirlermiş.

Yearner Pozisyonu (%13): Kollarını uzatıp yan yatan insanlar, doğal insanlarmış. Kuşkucu ve sorgulayan tipler oldukları gibi birde zor karar verirlermiş. Fakat kararlarından dönmeleri çok zormuş.

Asker Pozisyonu (%8): Kollar vucudun iki yanında rahat ve yüz yukarı şekilde uyuyan insanlar, sakin, gururlu ve sessiz olurlarmış. Boş laftan hoşlanmaz kendileri ve çevreleri için yüksek standartlara sahiplermiş.

Yüzüstü Pozisyon (%7): Yüzükoyun kollar baş etrafında bacaklar aralık ve düz, başını sağa sola çevirerek uyuyan insanlar, arkadaş canlısı ve girişken olmalarının yanısıra sinirli olabilir ve eleştri kabul edemezlermiş.

Deniz Yıldızı Pozisyonu (%5): Yüz yukarı ve kollar başın yanında yastığın üzerinde uyuyan insanlar, iyi birer dinleyici dolayısıyla iyi birer arkadaşlarmış, yardımsever ve ilgi odağı olmaktan hoşlanmazlarmış..


Beynim neler salgıladı, nereyi çalıştırmadı da siyah-beyaz bir rüya gördüm? bunun yanıtını hala bilmiyorum. Tek bildiğim, uyku ve rüyalarla ilgili bilimin geldiği bu noktanın buzdağının yanlızca görünen kısmı olduğu. Çocukkende çok ilginç bulduğum rüya ve uyku kavramına dair şu anektodumu ekleyip bir yazıyı daha noktalıyorum.

Anektod: eski bir rivayete göre, korkunç bir rüya görüldüğünde kötü birşeylere işaret etmemesi için suya anlatılırmış. :)


İlgili Linkler;






Sunday, November 28, 2010

KF

Ağzımın tadına ve pazarlamaya olan düşkünlüğüm yollarımı tabiki de Komşu Fırın'la kesiştirdi...

Uno paketli ekmeklerden tanıdığımız, Doruk Grubu tarafından kurulan KF ilk defa 2008 yılında Kadıköy'de, son olarak ta 50. şubesiyle Caddebostan'da çağdaş ekmeği tüketici ile buluşturdu.

Kısa zamanda hızla büyüyen KF'nin 2011 yılı sonunda 190, 2013 yılı sonunda 357 şubeye ulaşması planlanıyormuş. Uzun dönemde 1000li sayılarla tüm Türkiye'ye yayılmayı amaçlayan şirketin, doğru yatırım ve ortaklıklarla uluslarası arenada da boy gösterebilecek bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum.


Sağlıklı yaşama bilincinin önem kazanması ve küreselleşme gibi trendlerin ışığında, "Çağdaş Ekmek Sanatları" şeklinde başarılı bir konumlandırma yapılmış. Ve bu konumlandırma, modern store tasarımı başta olmak üzere, ince elenip dokunmuş ürün gamı ve entellektüel müşteri ilişkileri ile güçlü ve dinamik bir biçimde hayata geçirilmiş.

Ürün yelpazesi, Ekmek arası-üstü, Ekmekler , Kurabiyeler Atıştırmalıklar, Tatlı Grubu, KF paketli ürünler, olmak üzere 6 ana kategoriye ayrılıyor. Kastamonu ekmeği, Yayla ekmeği gibi yöresel ve geleneksel tatların yanısıra Çavdarlı Alman ekmeği, Ciabatta arası Mozzarella, Girit böreği gibi değişik ülkelerin damak tatlarını tecrübe etmek mümkün.

Fırın sektöründe şeffaflığı ve standardizasyonu hayata geçiren KF, şeffaflık misyonunu bir adım daha ileri taşıyarak web sayfasında mevcut ürünlerin içeriklerini de tüketiciyle paylaşıyor.


Özel Lezzet Ekmekleri kategorisinde yer alan, Yılbaşı Ekmeğine ait şöyle bir açıklama yer alıyor örneğin;



"Özel olarak mayalandırılan, içinde hafif tarçın aroması, ceviz, badem, ayçiçeği içi, kuru incir, kuru kayısı ve kuru elma dilimleriyle tadına doyamayacağınız Yılbaşı Ekmeği'miz yeni yıl ziyafetlerinin vazgeçilmezidir. Yalnızca Aralık ve Ocak aylarında üretilir." (zaman kısıtı kullanmak, bir nevi ürünü tüketiciden çekmek olarak değerlendirilebilir, buda algılanan kaliteyi ve talebi arttırmak adına doğru bir hamle gibi görünüyor.)




Bunların dışında; Suadiye'de konumlanan yaşam merkezi KF'nin, çeşitli uzmanlar eşliğinde sunduğu; Komşu Komşuya aktiviteleri müşteri ilişkilerinde gelinen son nokta. Yaşam merkezinin çalışmaları genel olarak kadın müşterilerinin sadakatini arttırmaya yönelik. Bu sebeple aktiviteler içinde makyaj, astroloji, dünya mutfağı gibi daha çok kadınların ilgisini çeken konular ağırlıkta. Çocuklar içinde düzenlenen müzik ve yoga temalı atolyeler aynı amaca hizmet ediyor.. (zamanında happy meal çılgınlığı yüzünden; iskender, kebap müptelası ebeveyinlerimize McDonald's menülerini de sevdirmedik mi?)

İşte Kasım-Aralık ayı aktivitelerinden bazıları;

  • Doç. Dr Huriye Vetherit ile Sağlıklı yaşam ve beslenme Tüyoları,
  • Psikiyatrist Alper Hasanoğlu ile ikili ilişkiler üzerine
  • Yüksel Altun ile Fotoğrafçılığa giriş
  • Ayşenur Yazıcı ile Makyajla sihirbazlık atolyesi


Mevcut pazarlama çalışmaları ve uygun fiyat stratejisiyle; Komşu Fırın'ın, premium fiyat uygulayan ve daha elit bir kesime hitap eden Beyaz Fırın ve Kara Fırın gibi rakipleri açısından büyük tehlike arz ettiğini düşünüyorum. Fırıncılık piyasaya girme hazırlıklarını sürdüren Özsüt'ün upmarket dediğimiz elit kısıma hizmet vereceğini biliyorum. Eğer Komşu Fırın, başarının kibirine kapılıp rotasını değiştirmez ise liderlik konumunu koruyacaktır.



nacizhane fikirlerimce, kızışacak olan rekabete karşı şunlar telafi edilmelidir;
  • Alo servis olmasına rağmen, internetten satış yok gözden kaçmış önemli bir ayrıntı olduğunu düşünüyorum.

  • Ayrıca; twitter, facebook gibi sosyal medya mecralarını kullanmaya geç olmadan başlamalıdır, bir blog yayınlamak için de oldukça çok nedeni ve hammadde bakımından yeterince zengin.


  • Minicik KF logosunun süslediği modern bir dizayna sahip bir kaç parça saklama kabı ve ekmek sepeti, pazarlanabilecek yan ürünler arasına dahil edilebilir.

  • Bunca maliyete katlandığı müşteri ilişkilerinde, nokta atışı yapabilmek genişledikçe önem kazanacaktır. Bu açıdan bir loyalty card projesi şahsi fikrimce olmazsa olmazların başında yer alıyor.
  • Hedef müşterileri profiline baktığımız zaman, yaşam kalitesi ve motivasyonu yüksek bir kitle olduğunu görüyoruz bu sebeple, poşet torba kullanmak yerine kağıt paketleme istenilen marka algısının yaratmak adına iyi bir hamle olabilir.
  • Yine yukarıda ki gerekçe ile, özel bir çeşit ekmek üretip tüm gelirlerini, yurdumuzda açlıkla mücadele eden kitleye ulaştırabilir.
  • Örneğin Merkezi Göztepe'de bulunan Lösev'de ki çocuklarla mevcut yaşam merkezinde müşterilerin de çeşitli roller üstlendiği bir aktivite düzenleyebilir. Böylece duygusal bir bağ oluşturulacağından müşteriler daha sadık olacak, hemde KF vatana millete hayırlı işler yapmış olacaktır.
  • ve tabiki birkaç şube daha Yaşam Merkezine dönüştürülmelidir.

Uzun lafın kısası, başınızdan ter döktüğünüz bir aktivite geçmiş olabilir, yorucu bir günü trafikle güreşerek tamamlamış olabilirsiniz, yada başka başka bişeyler yaşamışsınızdır...
Kişisel tercihim olan KF tarçınlı kurabiyeler yanında aktardan derleme bitki çayı ile kaybettiğiniz kalorileri yerine koyarken mutluluk katsayınızıda arttırabilirsiniz...

KF'yi yakından tanımak için..

Monday, November 22, 2010

Zekice Hazırlanmış Bir IQ Testi


Birkaç dakika önce, son zamanlarda Türkiye'de iyi bir çıkış yakalamış, bir Türk gıda firmasının başarılı marka yönetimi, ürünleri ve stratejileri hakkında bir yazı yazmaya odaklanıyordum ki...

Test Your Hunger IQ

İşte bu yukarıda ki linkle karşılaştım. Kendisi United Nations World Food Programme tarafından hazırlanmış bir test hatta bir testten çok daha fazlası. Şimdiye kadar gördüğüm en başarılı iletişim yöntemi. Kafayı zekasıyla, güzelliğiyle, zenginliğiyle bozmuş biz modern dünya insanıyla ancak bu şekilde iletişim kurulabiliyor. Testi çözerken; zihinsel, ruhsal, cinsel, duygusal zekamız ile ilgilenirken, düşünmeye fırsat bulamadığımız, beynimizin bilmem hangi kullanılmayan köşelerinde sakladığımız aslında epey tanıdık birkaç yanıtla karşılaşıyoruz.

Kısacası, soru sorarak sorgulatma misyonunu başarıyla tamamlamış biraz
sarkastik bir test. En önemlisi ise; bu testi çözdüğünüzde ve sonucu mailinize gönderdiğinizde ac bir çocuğa bir öğün yemek sağlamış oluyorsunuz.

Sunday, November 07, 2010

Bhujangasana

"Green how I want you green. Green wind. Green branches."
Federico García Lorca


Düşüncelerimiz yerlerini duygulara bıraktığında, sözcüklerimizin yerlerini de renkler ve notalar alır, ve bu yüzden insanlık tarihiyle sanat aynı yaşıttır.

Şahsen ya dünya telaşından vakit bulamadığım veyahut, dünya telaşını bahane ettiğimden duygularımı bu yolla ifade etmeyi pek tercih etmem. Müzik dinlerim, sergi gezerim ama kendi bestemi yaptığım görülmüş şey değildir, olsa olsa annemden özenip 40 yılın başı kendimi boyalara bulanmış bulurum.

Uzun zamandır elime fırça almamıştım ama resim malzemeleri satan bir kırtasiyeye girince karşıma çıkan minyatür tuallere karşı koyamadım. Son zamanlarda kendimi en özgür ve güçlü hissettiğim bir yoga duruşu olan kobra duruşu ile kalp (anahat) çakrasını simgeleyen 12 yapraklı yeşil nilüfer çiçeğini resmettim. Bu nadide parçayı tabiki de bana yogayı
sevdiren Hariom yogaya bırakacağım..


Bhujangasana (Kobra Duruşu)

Duruş ismini sanskritçe'de yılan anlamına gelen bhujangadan almaktadır. Göğsümüzü açarak daha derin nefes almamıza olanak tanıyan, aynı zamanda karın kaslarımızı güçlendiren bu duruş için ;

- yüzüstü uzandıktan sonra,
- ellerimizi göğüs hizasında bedene yakın bir biçimde matın kenarına yerleştiririz.
- yüzümüz yere dönük bir biçimde nefesimizi veririz,
- tekrar nefes alırken pelvis yerden kalkmayacak şekilde vücudumuzu yay gibi yükseltiriz,
- ve yüzümüzü gökyüzüne çeviririz..

Bu duruş fizyolojik olarak adrenalin bezinize daha fazla kan gitmesini, alt karın, sırt ve tüm üst beden kaslarınızın kuvetlenmesini, omurganızın esnemesini sağlarken aynı zaman da sindirim sistemi ve bilhassa kadın üreme sisteminin sağlığı üzerinde oldukça olumlu etkileri vardır.

Tüm bunların dışına, 12 yapraklı yeşil nilüfer çiçeği tarafından temsil edilen, tüm çakra sisteminin merkezi olan, sevilme ve sevebilme yeteneğimizi meydana getiren Anahata (kalp çakrasını) açar.


İlgili linkler;

http://www.holisticonline.com/yoga/hol_yoga_pos_cobra.htm

http://www.yogahariom.com/

Wednesday, October 06, 2010

Facebook 2050



Farklı etnik kökenlere, dile, inanışa, yaşam tarzına ve bambaşka sosyo-ekonomik statülere sahip 500 milyon nufüs huzur içinde yaşıyor, her yeni gün birileri daha katılıyor
, ve üye sadakati doruklara tırmanıyor...

4 Şubat 2004 tarihinde Harvard'lı bir öğrenci olan Mark Zuckerberg tarafından kurulan facebook; ilk önce yalnızca Üniversite öğrencilerinin kullanımına açık iken 11 Eylül 2006 tarihinde tüm e-mail adreslerine açılmıştır. 4 yılda dünya genelinde 500 milyonun üzerinde kullanıcıya ulaşan facebook ülkemizde de oldukça ilgi görmüştür.

Bugün kullanıcı sayısının 500 milyona ulaştığını görüyoruz, ve dünya nufusunun %28 ine tekabül eden 2 milyon kişinin internet kullandığını göz önünde bulundurursak; internet kullanan her 4 kişiden birinin facebook profili olduğu sonucuna ulaşıyoruz. Sayılar bu kadar ekstrem olunca ve facebook fikrine çok karşı birkaç arkadaşımın da hesap açması üzerine bu sosyal ağın yaşamımızdaki yerini, etkilerini, ve potansiyel sonuçlarını sorgulamak gerektiğini düşündüm...

Son yıllarda Richard Maddock ve Richard Fulton isimli iki bilim adamı insan motivasyonlarını pazarlama ve marka stratejisi geliştirmeye uyarlayarak beş basamakta toparladılar ve
bunları şöyle sıraladılar:

1.yönelme (orientation) motivasyonu,
2.hayatta kalma (survival) motivasyonu,
3.uyum (adaptation) motivasyonu,
4.umut (expectation) motivasyonu,
5.oyun (play) motivasyonu.

Hepimiz kendimiz olmak dışında dünyanın ve birbirimizinde bir parçasıyız. Olaylara, koşullara, insanlara, zamana ve mekana yönelik yaşarız. Kategorizasyon farketmesekte en temel aktivitemiz; satın alırken, satarken, seçerken, elerken, öğrenirken, unuturken...
değer vermek ve de değer görmek üzerine şekilleniyor yaşam...
İşte yukarıdaki sınıflandırmanın ilk sırasında yeralan yönelme motivasyonu, nacizane pazarlama ve marka fikrime göre facebook'un en mühim psikolojik silahı..


Aynı anda hayatımızda yer almış neredeyse her karaktere ulaşma, iletişim, paylaşma gibi yönelme seçeneklerini sunarken; gruplar, hobiler, fobiler gibi hergün bir yenisi eklenen application çeşitliliğiyle de sınıflandırmanın uyum motivasyonunu kullanıyor. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre ise aidiyet (belonging) ihtiyacını gidermiş oluyor. Ayrıca, ortaya çıkmasından hemen sonra siteye dahil olan şahsen tecrübe ettiğim HoldEm Poker ve ününe tanık olduğum Farmville gibi asla bitiş çizgisi olmayan oyunlarla yakaladığı marka sadakatini oyun motivasyonumuz sayesinde gerçekleştiryor olsa gerek..

Doğamızı ve en temel güdülerimizi kullanarak aslında hiçte doğal olmayan bu tarz sosyal paylaşım sitelerinin sınırsız self promoting imkanıyla narsist kişilik bozukluğunu tetiklediği son araştırmalar arasında. Dahası bu bilgiye dayanarak, umarım birileri hızla artan sanal alışveriş mağazalarını biraraya getirmez. Aksi takdirde, sanal bir metropol ortaya çıkacak, her türlü ürün ve servis imkanını bulabileceğiniz tek tıkla evinize gelecek..
hatta çat fotoğrafınızı çekip eklediğinizde size indirimler sunabilecek...
SAWM (sanal alışveriş merkezlerinde dolaşırken) o çok beğendiğiniz "yakışıklıya", "güzele" rastlayacak aldıklarınızı sergileyebilecek..
yediğinizi, içtiğinizi belki de (bir çeşit hayata kalma motivasyonumuz olan cinsellik) satın aldığınız iç çamaşırlarını bile gösterebileceksiniz.
O yıllardır facebookta yediğini içtiğini saydığınız komşunuza / iş arkaşınıza hatta ilkokuldan arkadaşınıza bile 5. caddeden, oxford street'ten, broodway'den yaptığınız sanal alışverişinizle havanızı atabileceksiniz..

Bu yazdıklarım bizim nesil için şükür ki henüz uzak, fakat cenin fotoğrafları facebookta paylaşılan bir nesil yetişiyor... Ne yazık ki onlar bizim ucundan da olsa yakaladığımız sokakta ip atlama, top oynama şansına sahip olamadı, yinede umarım komplo teorimde ki kadar büyük bir felaketin parçaları olmazlar, aksihalde, 2050 ye kalmaz tüketebilecek pek çok ürün ve hizmet bulabilirken, kullanmak için ne bir doğal kaynağımız ne de paylaşmak için bir duygumuz kalmayabilir...







Kaynakça;

http://www.internetworldstats.com/stats.htm

http://www.temelaksoy.com/post/2010/05/11/marka-yonetmek-musterinin-neyi-neden-yaptigini-anlamakla-baslar.aspx

http://psp.sagepub.com/content/34/10/1303.abstract

Wednesday, September 29, 2010

//OctobeR 2o1o//

"ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat İstanbul.. " Nazım

Ekim ayına dopdolu giren İstanbul Avrupa Kültür Başkenti ünvanını layığıyla taşımaya devam ediyor..

Film Ekimi

Bu yıl 9. su düzenlenen Film Ekimi Film festivali bilet satışları 2 Ekim'de başlıyor..
Ne yazık ki! Emek sinemasının kapalı olması nedeniyle Beyoğlu Atlas, Beyoğlu ve Maçka G-Mall sinemaları 8-14 Ekim tarihleri arasında festivale ev sahipliği yapıyor..
30 a yakın filmin yer aldığı festivalde, Sofia Coppola'nın Somewhere adlı yapıtı dikkatleri üzerine toplarken, 63.Cannes Film Festival'inde Altın Palmiye ödülünü alan, yönetmen Apichatpong Weerasethakul'un metafizik ve reenkarnasyon içerikli merhamet temalı 'Uncle Boonme Who Can Recall His Past Lives' filmi ilgimi çeken diğer bir yapıt.
Ayrıca Güney Kore yapımı 'I Saw Devil' filmi ve Fransız-İngiliz Ortak yapımı L'Illusionniste animasyonu merak ettiğim diğer filmler arasında..

İstanbul Design Week

Bugün etkinliklerine start vermiş olan İstanbul Design Week 3 Ekim Pazar gününe kadar nostaljik semt Balat'ta eski Galata körüsünde devam edicek..



25 katılımcı ülke, 17 ulusal ve uluslarası sergi, 35 dünyaca ünlü tasarımcı, 21 konferans-panel ve seminer,20 ülkenin design week temsilcisi bu organizasyonla bir araya geliyor..

Dahası, çeşitli atolyeler ve yarışmalarla 7 den 70 e herkezi tasarıma davet eden bu görsel şölen için, iyi seyirler..

PS. etkinliklerden anbean haberdar olmak için click pls..

Sunday, September 19, 2010

itirAF

Sıcak yaz günleri bitmiş, sonbahar yüzünü göstermeye başlamıştı.
Egemizin incisi olan Altınoluk'taydım.
Bayrama henüz iki gün vardı serin bir Edremit sabahına uyanmıştım.
Boncuk gözlü yörükler dallarından taze topladıkları
organik mi organik mahsulatını pazarda inci gibi dizmişlerdi..
Dolaştıkça hepsinin kokusu yörüklerin güleryüzleriyle karışıyor tadından yenmez oluyordu..
Çok geçmeden o talihsiz karşılaşma gerçekleşti..
Allı morlu o eşsiz renkleriyle
Tezgahta gelin gibi salınan ahududularla karşılaşan annem
Ertesi gün onları, eşsiz lezzet timsali ahududu reçeli olarak
Kahvaltı masamıza getirdiğinde herşey için çok geçti..
O gün ve takip eden günlerde,
Yılların aşkı nutella'yı defalarca ve acımasızca aldattım.

Friday, September 17, 2010

Empati ve Ayna Nöronlar

Karşımızdakinin gözüyle görüp, kulağıyla işitip, yüreğiyle hissedebilmektir EMPATİ..

Latince'de ki iç, içine, içinde anlamlarına gelen 'em' ön eki ile Yunanca'da duygu acı ızdırap manasına gelen 'patheia' kelimelerinin birleşmesinden türemiştir. İçlerinde psikanalitik kuramının öncüsü Freud'un da yer aldığı Kohut ve Roger gibi öncüler empatiyi tanımlamakla kalmamış, biyolojik yansımalarına dair ilk çıkarımlarda bulunmuşlardır.

Yeteri dozda empati kurmak, doğru ilişkiler geliştirebilmek, sosyal ve bireysel hayatta ki başarıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Kimi zaman, uzlaşma isteği ve sevginin var olmasına rağmen sorunların çözüme kavuşmamasının temel nedeni empati kurmada ki başarısızlıktır. Sanıldığı gibi empatik davranmamak kadar aşırı dozda empatide dengelerin bozulmasına neden olmaktadır.

Empati yeteneği bakımından yetersiz olan kişiler dışarıdan bakıldığında, fikrini kabul ettirmek için güç kullanabilen, disiplinli, kuralcı ve sert kişilerdir. Aksine Fazla empati yeteneğine sahip kişilerin ise yoğun bir duygusallığa sahip oldukları görülmüştür. Bu tip kişiler okudukları kitaptan izledikleri filmlerden fazlasıyla etkilenirler, pek çok üstün özellik ve kabiliyete sahiptirler. Fakat pek çok zaman karşıdaki kişinin duygularına fazla önem verdiklerinden, güçlü bir kişiliğe yada savunma mekanizmasına sahip olmaları gerekmektedir, aksi takdirde öz haklarını gerçek anlamda koruyamamış olurlar...


AYNA NÖRONLAR

Empatinin biyolojisine baktığımızda ayna nöronlarla karşılaşırız, ilk olarak satın alma davranışlarını inceleyen Buyology kitabında tanıştığım, sürü psikolojisi, reklamcılık, 34 beden gibi kavramları çağrıştıran, esasında psikolojinin DNA sı olarak görülen; bir çeşit motor nörondur.

Bir futbol maçı izlerken, gol esnasında sizinde kaslarınız mı kasılıyor; arkadaşınız ekşi yerken yüzünüz buruşuyor ve şu çok meşur birileri esnediğinde sizde mi esniyorsunuz??
Telaş yok! Sizin de her memeli canlı gibi ayna nöronlarınız var demektir.

Ayna nöronlar İlk olarak İtalya'da Parma Üniversitesi'nde Makak Maymunlarıyla yapılan bir araştırma da keşfediliyor. Sonuç olarak, nöronların aktivitesi sayesinde bir işi yapmak ve izlemek aslında aynı hissi uyandırıyor. Konuyla ilgili homosapien (insan) türünde bulunan bulgulara göre ayna nöronların beyinde aktif olduğu bölge, motor konuşma alanı olan Broca'dır. Burdan yola çıkarak belkide ötekinin ifadesini anlayabilme dilin gelişimi soruları aydınlanabilir, belkide dil, yani konuşarak iletişme becerimiz gelişmeden önce daha gelişmiş bir ayna nöron sistemimiz vardı. (bu hipotezim doğruysa o zamanlar dürüstlük ve yalancılık gibi kavramlar henüz doğmamıştı.) Hatta parapsikolojik değerlendirilen akıl okuma ve telepati yeteneğimizde henüz körelmemişti.

Kimi insanların 6. hissinin gelişmiş olmasının nedeni yüksek ihtimalle bu nöronlara bağlanabilir, örneğin kadınların sezgilerinin erkeklere nazaran kuvetli olduğu hep konuşulur; ve araştırma sonuçlarına göre de kadınların ayna nöron aktiviteleri erkeklere göre daha ileri düzeydedir.



Bilincimizin dışında faaliyet gösteren bu nöronlar sayesinde, umarım kısa bir süre içinde; zamanda yolculuk, rüyalar, bilinçdışı, biyomanyetik dalgalar gibi birçok bilinmeyen aydınlanır ve psikiyatrik birçok hastalık daha iyi tedavi edilebilir.

Sunday, August 29, 2010

iRony

Kalıplara sığmaz sanat ve biz ne kadar çabalasak ta sınıflara bölünemez; hiçkimsenin değil, herkezindir. ne aristokrasi ne burjuvazi ne de proleterya tek başına sahiplenemez. Kimi zaman parayla satılsa da aslında paha biçilemez, sınırlandırılsa da asla engellenemez. Her insanın en az bir soluk kadar hakkı ve bir damla kan kadar içindendir sanat... Küçüğü büyüğü olmaz, yaşanmışlığın kimi zaman da yaşanamamışlığın tablosu uğultusu yankısıdır sanat... Bazen bir üstadın notalarında severiz onu kimi zaman da bir ilkokul çocuğunun fırça darbelerinde...

Yoksul bir İstanbul Sokağıydı. Askerlerin savaşa giderken vatanıyla, kutsal topraklara gidenlerin de aileleriyle vedalaştığı sokak ismini 1600 yılında, Sultan 4. Murat'ın yaptırmış olduğu Ayrılık Çeşmesi'nden almaktaydı. İstanbul'un işgal dönemlerinde ise Fransız İtalyan ve İngiliz askerlerin eğlence düzenledikleri genelevlere sahiplik eden bir zevk sokağıydı. Günümüzde yoksul sakinleriyle gri ve unutulmuş bir atmosferin hakim olduğu sokak, yakın zaman da marshall boya firması tarafından hatırlandı. Gri ve kasvetli alanları renklendirme projesinin ilk olarak hayat bulduğu sokak ta 44 konut rengarenk boyandı rengarenk bir mazisi olan Ayrılık Çeşmesi Sokağı'na da bu yakışırdı...

Sokağa giren renklerin sakinlerin hayatlarına da renk vermesi dileğiyle...

İKNA



made by GE

Friday, August 06, 2010

Tagliatella Girata Fikatasuşah

Bu sıcak yaz günlerinde kapanmış iştahlarınızı yeniden canlandırırken, formunuzu korumanıza yardımcı olacak, yemesi kolay, hazırlaması eğlenceli en pratik en sempatik tamamen bitarafımdan uydurulmuş olan Tagliatella Girata Fikatasuşah !! işte karşınızdaaaa...



Malzemeler

1 paket tagliatella Girata (kepekli)

1/2 demet semiz otu

1 bütün tomato

2 yemek kaşığı zeytin yağı

1 koca tutam fesleğen

1 koca tutam kırmızı biber

1 diş sarmısak



Hazırlanışı



1 paket tagliatella girata makarnamız tencereye konup üzerine kaynamış su eklenir ve 9-10 dakika pişirilir. Makarna ocakta pişerken sizde biryandan domatesleri soyup, semizotunu doğrarsınız(çok minik olmasın salata gibi..) . Bu işlemler eş zamanlı ilerlerken, markanın süzülmesi sırasındada dövülmüş sarmısakları zeytinyağıyla bütünleşinceye kadar karıştırırsınız (eğer su temasını engelleyebilirseniz bir krema kıvamını tutturabilirsiniz ;) .) ardından fesleğeni ve kırmızı biberi ilave ettiğiniz sosumuzla önce domates- semizotu karısımımızı harmanlarız daha sonra tagliatella giratamızı ekleriz..


iyice karıştırdıktan sonra sevgili Tagliatella Girata Fikatasuşah yanında 1 bardak buz gibi naneli limonatayla servise hazırdır.



Afiyet olsun..

Sunday, May 23, 2010

zAmaN ?¿

Uzun zaman sonra bloguma, zamanla ilgili bir yaziyla donmek istedim. Zaman zaman, zamanin nasilda cabuk gectigini zamanla daha cok hisseder oldum. Cocukken de boyle miydi diye dusunuyorum yoksa gel zaman git zaman , zamanimi zamani dusunerek mi oldurmeye basladim??

Tum bunlar bir kenara insanoglu coook eski zamanlardan bu yana zamani olcmeye calismis zamani olcen alete de dilimizde saat denilmis; simdi zaman olcumunun tarihinden bahsetmeye baslamak icin dogru zamani kollarken bir yandan da saatinize bakmaniz icin size zaman veriyorum..

Insanlik ilk gunlerinden itibaren cesitli bicimlerde zamani olcmeye calismistir..
O ilkel zamanlarda gunesi-ayi-metoorolojiyi referans alarak bugun ki zamanlamanin temellerini atan atalarimiz bazen mumlarla, bazen gaz lambalariyla zamani isaretlemeye calismislardir.
Bugun de kullanmakta oldugumuz, pek cok zaman sempatik ve dekoratif buldugum kum saatleri gunumuze tasinmis en yasli basli zaman olcerlerden biridir; bir digeride uzak doguda pek bi populer olan tutsulerdir...
Zamanin dolmasi, oldukten sonra domates olma kavramlarini inatla kabul etmeyen misirli kardeslerimiz MO 1500 de firavun 1.Amenhotep mezarina bir su saatiyle gommuslerdir..

Guvenilirligi gunes saatlerinden daha cok olan su saatleri onceleri sadece gece kullanilirken daha sonra gunduz de tercih edilmeye baslanmis... Suyun akisini belli bir tempoda tutmak o zamanlarda ileri bir teknoloji oldugundan su saatlerinin foyasinin cikmasida cok surmemis sonrasinda mekanik saatlerin zamani gelmis..
Ilk mekanik saatler sanineyi degil dakikayi bile gosteremiyecek kadar yeteneksizmisler ayrica 12 saatte bir yeniden kurulmayi bekliyecek kadarda ilgi arsizi...
Kurmali saatler ise 1524 yilinda Alman kilitci Peter Henlien tarafindan icat edilmis..
1575 e kadar saat uretiminde bayragi goguslemis olan Alman ve Fransiz saat ureticileri, sonrasinda zamanin hukmune yenik duserek liderligi Ingiliz ve Isvec meslektaslarina kaptirmislar..






biz ne zaman icsek

sabah akar meycinin cebine

gunde kac kez opusur ki akrep ile yelkovan

biz ne zaman icsek

ic degilizdir aslinda..

Y.Erdogan







Saturday, April 10, 2010

Evrilmislik & Evrilmemislik

İngiliz Daily Telegraph gazetesinde yayimlanan London School of Economics & Political Science unversitesinde gorevli bilim adamlarinin yapmis oldugu bir calismaya gore: zeka seviyesi yuksek erkeklerin, daha az zeki olanlara gore eslerini aldatma oranlarinin daha az oldugu ortaya konulmus.



Dr. Satoşi Kanazawa nin aciklamis oldugu bulgulara gore evrim basamaklarinda daha ust siralarda yer alan daha zeki erkeklerin, monogami ye daha cok deger verdikleri gorulmus..


Kazanawa, zeka ve monogami arasinda ki iliskinin kokenlerinin evrimde yattigini savunurken; rastgele cinsel iliski yasamaya programlanmis ilk insanin, ilkel topluma tekeslilikten daha fazla fayda saglayacagi gorusundeyken; modern erkegin boyle bir gereksinimi olmadiginin altini cizmis..



Zoolog Desmond Morris in yapmis oldugu baska bir arastirmaya gore ise ilkel kabilelerde
erkeklerin avlanma kadinlarinsa dogum sirasinda karsi karsiya kalmis olduklari genc yasta yuksek olum tehlikesi nedeniyle cok eslilik ilkel kabilelerce benimsenmis..

Mazallah gunumuz erkekleri evrim basamaklarini tirmanmakta yavas hareket etmis olsalardi; hergun, mini etegi ve yuksek topuklulariyla cazibenin doruklarinda dolasan modern dunya kadini ile buyuk is merkezlerinde sabahtan aksama kadar birlikte avlanirken ne tuhaf sonuclar ortaya cikardi... Degil mi ?

Sunday, March 28, 2010

Cuba Libre



Bu lezzetli kokteylin tarihi meğersem 1898 Amerika-İspanya Savaşına dayanmaktaymış..

1895 yılında bizim Kuba bağımsızlığını ilan edince, İspanya ayaklandırmaları bastırmak adına ülkede olmadık işler yapmış, ee Amerika bu yok efendim Kuba'daki vatandaşlarımın güvenliği diye "USS Maine" gemisini Havana limanına park etmiş..

Gemi anlaşılmadık bir biçimde batınca, savaş patlak vermiş..

İşte bunların yaşandığı esnada Amerikalılar ilk olarak Rom'la tanışmışlar..

Askerlerde savaşmaktan kaytardıkları bir vakit bir barda otururlarken, içlerinden bir tanesi çıkıp bana bir Rom ve Cola demiş, bu yaratıcı asker bir yudum aldıktan sonra, ("Yaşasın Kuba!"), "Cuba Libre!" diye bağırmış..

Ve bu tarifi basit, hikayesi ilginç kokteyl böyle ortaya çıkmış..
Savaşı da İspanyollar kaybetmiş..

Malzemeler:

3cl lime (misket limon)
5cl Beyaz Rom
Cola
süslemek için lime


Tarif:

Büyükçe bir bardak irili ufaklı buzlarla doldurulur
öncelikle içine yarım lime suyu sıkılır,
üzerine Rom sonrada Cola ilave edilir..
ve üzeri lime ile süslenerek servis edilir..


Afiyet olsun..




Tuesday, March 16, 2010

EyVAh!

kişinin günlük yaşamında anksiyete şeklinde gözlenen aşırı korku durumu; FOBİ!

yaygın olarak claustrophobia ve acrophobie türlerini
bildiğimiz günlük yaşamda sık sık kullandığımız %3 ümüzde var olan bazen sempatik, bazen antipatik içimizden biri olmuş bu psikiyatrik rahatsızlığın, Amerika'lı bilim adamları tarafından tam 65.000 (altmışbeşbin) çeşidi tespit edilmiş.

işte okuyup ilginç bulduklarımdan bazıları;

Nomofobi: "No Mobile Phobia" dan türetilmiş çağın en genç fobi türlerindenmiş kendisi, cep telefonun şarjı bittiğinde, kapsama alanı çıkıldığında, yada kontörler tükendiğinde gözleniyormuş..

Emetofobi: kusmaktan aşırı korkma durumuymuş; koku, kusma sesi hatta görme ile ilgili takıntı yaşanırmış, dış ortamlarda ki hijyen problemi ve sürekli kusma endişesi nedeniyle dışarda yemek yiyememe boyutlarına ulaşabiliyormuş..

Fagofobi: yutkunmaktan korkmakmış, kronik olmayan durumlarda kişiler sadece sıvı gıdalarla beslenebiliyorlarmış..

Koulrofobi: palyaço fobisiymiş, kendi yüzünü saklama ya da yüzünü saklayan insanlara duyulan güvenmeme düşüncesinden kaynaklanıyormuş..

Arakibutiorofobi: damağına fıstık ezmesi yapışma fobisiymiş, fıstık ezmesinin damağa yapışacak olmasına karşı hissedilen şiddetli korku..


Nephofobi(bulut korkusu), Triskaidekafobi(13 rakamı korkusu), Venüstrafobi(güzel kadın korkusu), Katoptrofobi(ayna korkusu), Hippopotomonstrosesquipedaliofobi(uzun cümle kurma korkusu), Geliofobi(gülme korkusu), Fobofobi (korkma korkusu),Bromidrosifobi(vücut kokusu korkusu), Barafobi(yerçekimi korkusu)....

gibi binlercesi...
ne kadar komik gözükselerde hayat kalitesini ciddi br biçimde etkileyen bu hastalığın, kadınlarda erkeklere nazaran iki kat daha fazla ortaya çıktığı gözlenmiş..

Psikoterapi ve ilaç ile tedavisi mümkün olan rahatsızlık tedavi edilmediğinde madde bağımlılığı ve panik nöbet gibi bozukluklara yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmış..






Thursday, March 11, 2010

Kaybolunca Daire Çiziyormuşuz..

Yapılan bir araştırmada, insanların nereye gittiklerine dair bir fikirleri olmadıklarında nereye gittikleri araştırılmış..

Sahara Çölü'nde ve Almanya'daki Bienwald ormanında yapılan deneyde; katılan gönüllülerin GPS sistemi kullanılarak nereye gittikleri incelenmiş. Güneş ve Ay görünebilirken düz bir çizgi halinde yürümeyi başaran katılımcılar, Güneş ve Ay kaybolduktan sonra farketmeden, bir daire çizerek yürümeye başlamışlar ve başladıkları yere geri dönmüşler.

Araştırmayı yöneten, Biolojik Sibernetik Max Planck Enstitüsü'nden Dr, Jan Souman insanların kaybolduklarında eğer bir referans noktası bulamazlarsa, bir yuvarlak çizdiklerini belirtmiş..

Dahada ilginç olanı yuvarlak çizmenin nedeni olarak bir bacağın daha güçlü, yada daha uzun olabileceği şeklinde açıklanmış..

Monday, March 01, 2010

Aborjin Duası..

her şey yeterli olsun..
Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşan
sürmeni diliyorum.
Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş
diliyorum.
Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum
Ruhunu canlı tutmana yetecek kadar mutluluk diliyorum.
Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına
yetecek kadar acı diliyorum.
İsteklerini tatmin etmene yetecek kadar kazanç diliyorum.
Sahip olduğun herşeyi takdir etmene yetecek kadar kayip
diliyorum.
Son "elveda"yı atlatmana yetecek kadar "merhaba" diliyorum.
ayrıca bir aborjin her sabah " kendim ve varoluş için neyi deneyimlemem gerekiyorsa ona hazırım." şeklinde dua edermiş..
"Bu kapitalist ve aşırı tüketici düzende uyanış belki de bu bilinçle yakalanabilir."